Tıkır Mıkır’ın Pırıltılı Vagonu için kapak görseli

Tıkır Mıkır’ın Pırıltılı Vagonu

Tarih yükleniyor...

Oyuncak odasının en sakin köşesinde, ahşap bir ranzanın loş üst katında eski bir lokomotif yaşardı. Adı Tıkır Mıkır’dı. Tıkır Mıkır, paslanmaya yüz tutmuş kırmızı bacası ve yorgun tekerlekleriyle diğer oyuncaklara göre biraz yaşlıydı. Ama kalbi, pırıl pırıl parlayan yeni bir lokomotifinki kadar sıcaktı. Ranzanın üst katı onun özel dinlenme yeriydi. Buradan aşağıya bakınca, odadaki tüm oyuncak arkadaşlarını görebilirdi.

Yine böyle akşamlardan birinde, Tıkır Mıkır ranzasının üst katındaki yumuşak minderine çekilmişti. Ama içinde bir tuhaflık vardı. Normalde motorundan gelen o neşeli “tıkır mıkır, tıkır mıkır” sesi yerine, bugünlerde sanki hüzünlü bir “tık… tık…” sesi çıkıyordu. Bacasından neşeyle püskürttüğü pamuk bulutları da yoktu. İçinde, sanki birisi küçük, gri bir yağmur bulutu bırakmış gibi hissediyordu. Bu gri bulut, Tıkır Mıkır ne zaman en yakın arkadaşı Fıs Fıs’ı düşünse daha da kararıyordu.

Fıs Fıs, odanın en yeni ve en hızlı treniydi. Gövdesi okyanus mavisi rengindeydi ve tekerlekleri güneş ışığında bir elmas gibi parlardı. Fıs Fıs’ın en sevdiği, en değerli eşyası ise minicik, pırıltılı vagonuydu. Bu vagon, gökkuşağının tüm renklerini taşıyan pullarla kaplıydı. Işık vurduğunda odanın duvarlarına rengârenk benekler yansıtırdı. Fıs Fıs, bu vagonu olmadan hiçbir yere gitmezdi. Onu her zaman arkasına takar, odanın içinde “fıssss” diye hızla dolaşırken pırıltılar saça saça gezerdi.

İşte Tıkır Mıkır’ın içindeki gri bulutun sebebi de bu pırıltılı vagondu. Birkaç gün önce, Fıs Fıs şekerleme yapmak için pelüş ayının yumuşacık kucağına kıvrılmış uyuyordu. Pırıltılı vagonu ise hemen yanı başında, bir yıldız gibi parlıyordu. Tıkır Mıkır, vagona uzun uzun baktı. O renkli parıltılar onu o kadar büyülemişti ki, içinde küçücük bir istek filizlendi. “Sadece bir kerecikliğine, çok kısa bir süreliğine ben de çeksem ne olur ki?” diye düşündü. “Fıs Fıs uyanmadan hemen geri getiririm.”

Bu düşünce aklına girince, Tıkır Mıkır yavaşça ranzasından indi. Sessizce, tekerleklerini hiç ses çıkarmadan yuvarlayarak Fıs Fıs’ın yanına yaklaştı. Uyuyan arkadaşına baktı, kalbi biraz hızlı atıyordu. Sonra usulca pırıltılı vagonu kendi arkasına taktı. Vagonu çekerken hissettiği heyecan başını döndürmüştü. Sanki kendisi de o pırıltılarla birlikte parlıyordu.

Kitaplığın etrafında bir tur attı, masanın altından geçti. Duvarlarda dans eden rengârenk ışıklara bakıp gülümsedi. Çok mutluydu! Ama tam da oyuncak kutusunun yanından dönerken, bir anlığına dengesini kaybetti. Tekerleği küçük bir yapboz parçasına takıldı ve “Tak!” diye minicik bir ses duydu. Korkuyla arkasına baktı. Pırıltılı vagonun en güzel, en büyük pullarından bir tanesi yerinden çıkmış, halının üzerine düşmüştü.

Tıkır Mıkır’ın kalbi yerinden fırlayacak gibi oldu. Ne yapacağını bilemedi. Hemen vagonu kaptığı gibi ranzanın üst katındaki en karanlık köşeye, eski bir battaniyenin altına sakladı. Yerinden çıkan pulu da alıp oraya gizledi. Sonra hiçbir şey olmamış gibi kendi yerine döndü. Ama artık içindeki neşe yok olmuştu. Yerini o ağır, gri buluta bırakmıştı.

Fıs Fıs uyandığında ilk işi pırıltılı vagonunu aramaktı. “Vagonum nerede? Pırıltılı vagonumu gören var mı?” diye seslendi. Tıkır Mıkır, ranzasının üst katından başını bile çıkarmadı. Kalbi o kadar hızlı atıyordu ki, Fıs Fıs’ın duyacağından korktu. Fıs Fıs, Tıkır Mıkır’ın yanına gelip “Tıkır Mıkır, canım arkadaşım, vagonumu gördün mü?” diye sorduğunda, Tıkır Mıkır yavaşça başını iki yana salladı. “Hayır… Görmedim,” diye fısıldadı. Bu küçücük yalan, içindeki gri bulutu daha da büyütüp ağırlaştırdı. Sanki tekerleklerine görünmez bir taş bağlanmış gibiydi.

O günden sonra Tıkır Mıkır, Fıs Fıs’tan sürekli kaçmaya başladı. Fıs Fıs oyun oynamak için onu çağırdığında, “Motorum biraz yorgun,” diyerek ranzasının üst katına çekiliyordu. Loş ranza katı, artık onun sığınağı değil, sırrını sakladığı küçük bir hapishane gibiydi.

Birkaç gün sonra, pencerelerden içeri sıcacık bir ilkbahar güneşi sızmaya başladı. Odanın en sevilen köşesi olan “Trambolin Köşesi” capcanlı görünüyordu. Burası aslında büyük bir minderdi ama oyuncaklar üzerinde zıplamayı çok sevdikleri için ona bu adı takmışlardı. Ilık bir bahar esintisi, açık pencereden içeri girip tülleri hafifçe dalgalandırıyordu. Bütün oyuncaklar neşeyle Trambolin Köşesi’ne toplanmış, zıplayıp gülüşüyorlardı.

Fıs Fıs da oradaydı ama o zıplamıyordu. Bir köşede sessizce duruyor, hüzünlü gözlerle etrafa bakınıyordu. Pırıltılı vagonu olmadan hiçbir şeyin tadı yoktu. Tıkır Mıkır, ranzasının tepesinden onu izliyordu. Arkadaşını bu kadar üzgün görmek, içindeki gri bulutu artık taşıyamayacağı kadar ağırlaştırmıştı. Sanki motoru bu ağırlık yüzünden hiç çalışmayacakmış gibi hissediyordu.

İçinden bir ses, “Artık yeter Tıkır Mıkır,” dedi. “Doğru olanı yapmalısın.”

Tıkır Mıkır, hayatının en zor kararını verdi. Derin bir nefes aldı ve yavaşça ranzasından indi. Battaniyenin altından pırıltılı vagonu ve küçücük pulu çıkardı. Tekerlekleri titreye titreye Trambolin Köşesi’ne doğru ilerledi. Bütün oyuncaklar ona baktı.

Fıs Fıs’ın tam önünde durdu. Başını öne eğdi. Kimse tek kelime etmiyordu. Sadece pencereden giren bahar esintisinin sesi duyuluyordu.

Tıkır Mıkır, çok kısık bir sesle konuşmaya başladı. “Fıs Fıs… Sana bir şey söylemem gerek. Vagonunu… ben aldım.”

Fıs Fıs’ın gözleri şaşkınlıkla büyüdü.

Tıkır Mıkır devam etti. “Senden izinsiz aldım. Sadece bir tur atmak istemiştim. Ama… ama yanlışlıkla ona zarar verdim.” Gözlerinden bir damla sıcak makine yağı süzüldü. Pulu ve vagonu yavaşça arkadaşının önüne itti. “Çok… çok özür dilerim. Ben kötü bir arkadaşım.”

Odanın üzerine derin bir sessizlik çöktü. Tıkır Mıkır, Fıs Fıs’ın ona çok kızacağını, belki de bir daha onunla asla konuşmayacağını düşünüyordu. Başını yerden kaldıramıyordu.

Ama Fıs Fıs bağırmadı. Kızmadı. Yavaşça Tıkır Mıkır’a yaklaştı. Vagonuna baktı, sonra da Tıkır Mıkır’ın üzgün yüzüne. Yumuşak bir sesle, “Vagonumun kaybolmasına çok üzülmüştüm,” dedi. “Ama en çok, arkadaşımın benden bir sır saklamasına ve bu yüzden mutsuz olmasına üzüldüm.”

Tıkır Mıkır şaşkınlıkla başını kaldırdı.

Fıs Fıs devam etti: “Hata yapabilirsin Tıkır Mıkır. Bazen hepimiz hata yaparız. Önemli olan dürüst olup doğruyu söyleme cesaretini göstermek. Sen şu an çok cesur bir şey yaptın.”

Tıkır Mıkır, arkadaşının bu sözleriyle neye uğradığını şaşırdı. İçindeki o ağır, gri bulutun yavaşça dağılmaya başladığını hissetti. Sanki birisi motorunun içindeki o kocaman taşı almış gibiydi. Hafifliyordu.

“Seni affediyorum,” dedi Fıs Fıs ve gülümsedi. “Hatta, bana gerçeği söylediğin için sana teşekkür ederim.”

Diğer oyuncaklar da onlara yaklaşıp Tıkır Mıkır’ın sırtını sıvazladılar. Pelüş ayı, “Cesaret, hiç hata yapmamak değil, yaptığın hatayı düzeltebilmektir,” diye mırıldandı bilgece.

Tıkır Mıkır o kadar rahatlamıştı ki, bacasından küçücük, bembeyaz bir sevinç bulutu püskürttü. Motorundan yine o tanıdık, neşeli ses gelmeye başlamıştı: “Tıkır mıkır, tıkır mıkır!”

“Şimdi ne yapacağız?” diye sordu Tıkır Mıkır.

Fıs Fıs, yerdeki pula ve vagondaki boşluğa baktı. “Bence onu birlikte tamir edebiliriz,” dedi neşeyle. “Hatta belki eskisinden daha bile güzel olur!”

İki arkadaş, vagonu ve pulu alıp odanın bir köşesindeki tamir kutusuna gittiler. İçinden pırıltılı bir yapıştırıcı buldular. Tıkır Mıkır pulu dikkatlice yerine tutarken, Fıs Fıs da yapıştırıcıyı sürdü. Pul, yerine tam oturmuştu. Üstelik yapıştırıcının içindeki simler sayesinde artık daha da çok parlıyordu. Vagon, sanki üzerine sihirli bir yıldız tozu serpilmiş gibiydi.

İşleri bittiğinde, Fıs Fıs yenilenmiş vagonunu arkasına taktı. “Hadi Tıkır Mıkır!” diye seslendi. “Trambolin Köşesi’nde bir zafer turu atalım!”

İki arkadaş, yan yana, neşeyle Trambolin Köşesi’ne doğru yol aldılar. Tıkır Mıkır’ın motoru artık o kadar neşeli çalışıyordu ki, tüm oyuncaklar onun ritmiyle dans etmeye başladı. Fıs Fıs hızla ilerlerken, arkasındaki vagon duvarlara yine rengârenk ışıklar saçıyordu. Ama bu sefer, o ışıklar Tıkır Mıkır’a sadece güzelliği değil, dürüstlüğün ve dostluğun pırıltısını da hatırlatıyordu.

O gece Tıkır Mıkır, ranzasının loş üst katına çekildiğinde içi huzurla doluydu. Gri buluttan eser kalmamıştı. Artık biliyordu ki, en parlak vagonlar bile dürüst bir kalbin yaydığı ışığın yanında sönük kalırdı. Ve dürüstlük, en yorgun motoru bile hafifleten, en eski lokomotifi bile yeniden neşeyle “tıkır mıkır” diye çalıştıran sihirli bir yakıttı. Gözlerini kapattı ve en yakın arkadaşıyla geçireceği güzel günlerin hayalini kurarak mışıl mışıl uykuya daldı.

🌙 Masalı Beğendiniz mi?
Bu hikâyeye birkaç güzel kelimeyle siz de dokunun. Yorumunuzu bırakın, diğer ailelere ilham olun.

Bir Yorum Bırakın

✨ Henüz yorum yok... İlk iz bırakan siz olun!