Yıldız Tozu Taşıyan Minik Astronot için kapak görseli

Yıldız Tozu Taşıyan Minik Astronot

Tarih yükleniyor...

Evrenin en uzak, en pırıltılı köşesinde, yıldızların arasında minik bir uzay gemisi süzülürdü. Geminin adı Pırıltı’ydı ve içi, en yumuşak bulutlardan yapılmış koltuklar ve şeker gibi parlayan düğmelerle doluydu. Bu geminin kaptanı ise minik astronot Kiko’ydu. Kiko’nun kaskı bir akvaryum gibi yuvarlaktı ve içinden bakan meraklı gözleri, her zaman yeni bir macera arardı. Kiko’nun en sevdiği şey, gezegenler arasında dolaşıp onlardan neşeli sesler ve renkler toplamaktı.

Bir gün, Pırıltı’nın ekranında daha önce hiç görmediği, tuhaf bir sinyal belirdi. Sinyal, haritanın en sessiz, en unutulmuş köşesinden geliyordu. Haritada gezegenin adı “Fısıltı Gezegeni” olarak yazıyordu. Adı bile Kiko’nun merakını gıdıklamıştı. “Fısıltı Gezegeni mi? Acaba orada yaşayanlar neden fısıldıyor? Belki de büyük bir sırları vardır!” diye düşündü heyecanla.

Hemen Pırıltı’nın yönünü o gizemli gezegene çevirdi. Yaklaştıkça Kiko’nun heyecanı yerini şaşkınlığa bıraktı. Çünkü gezegen tamamen griydi. Ağaçlar gri, nehirler gri, hatta gökyüzündeki bulutlar bile solgun bir gri renkteydi. Hiçbir yerden ne bir şarkı ne de bir kahkaha sesi geliyordu. Sadece rüzgârın uğultusu gibi hafif, anlaşılmaz bir mırıltı duyuluyordu. Bu durum çok gizemliydi. Bir gezegen neden bu kadar renksiz ve sessiz olurdu ki?

Kiko, gemisini yumuşacık, sünger gibi görünen gri bir toprağa indirdi. Kaskını takıp kapıyı açtığında, onu tuhaf, yuvarlak ve pofuduk canlılar karşıladı. Bunlar, Fısıltı Gezegeni’nin sakinleri olan Mırıldaklar’dı. Mırıldaklar’ın yüzlerinde ne bir gülümseme ne de bir şaşkınlık ifadesi vardı. Hepsi somurtkan bir şekilde etrafta dolaşıyor, birbirlerine çarpınca bile dönüp bakmıyorlardı.

Kiko, onlara en sıcak gülümsemesiyle yaklaştı. “Merhaba!” dedi neşeyle. “Ben Kiko. Sizin gezegeninizi ziyarete geldim. Çok ilginç bir yere benziyor.”

Fakat Mırıldaklar ona bakıp sadece homurdandılar. Biri, Kiko’nun yanından geçerken omzuna çarptı ama hiçbir şey söylemeden yoluna devam etti. Kiko biraz bozulmuştu. Kendi gezegeninde biri birine yanlışlıkla çarptığında hemen “Özür dilerim!” derdi. Bu sihirli kelime, kalplerin kırılmasını engellerdi.

Kiko etrafta gezinmeye başladı. Ağaçlarda gri, tatsız görünen meyveler vardı. Bir tanesini tatmak istedi. Yanında duran bir Mırıldak’a döndü ve “Şu meyvelerden bir tane alabilir miyim?” diye sordu. Mırıldak, Kiko’nun elinden meyveyi hışımla kaptı ve kendi yemeye başladı. Kiko şaşkınlıkla kalakaldı. Normalde böyle bir şey istediğinde, “Lütfen” demenin ne kadar önemli olduğunu bilirdi. Karşısındaki de ona meyveyi uzattığında “Teşekkür ederim” demenin en güzel karşılık olduğunu biliyordu. Ama burada bu kelimeler sanki hiç var olmamıştı.

Gezegenin her köşesi bu soğuklukla kaplıydı. Mırıldaklar birbirleriyle konuşmuyor, sadece ihtiyaçları olduğunda birbirlerini itekliyor ya da istedikleri şeyi izin istemeden alıyorlardı. Bu yüzden her yer sessiz, her yer renksizdi. Kiko’nun içi sıkılmaya başladı. Bu gri ve kaba gezegende neşeli hiçbir şey yoktu. Pırıltı’ya dönüp bu mutsuz yerden ayrılmayı düşündü.

Tam gemisine doğru yürürken, küçük bir Mırıldak’ın ağladığını gördü. Oyuncak olarak kullandığı parlak, gri bir taşı yuvarlarken, taş bir çatlağın içine düşmüştü. Minik Mırıldak, çatlağın içine uzanmaya çalışıyor ama bir türlü yetişemiyordu. Diğer büyük Mırıldaklar ise onu görmezden gelerek yanından geçip gidiyorlardı.

Kiko’nun iyi kalbi, o minik, somurtkan yüzün gözyaşlarını görünce dayanamadı. Kendi kendine, “Bana kaba davransalar da o henüz çok küçük ve yardıma ihtiyacı var,” diye düşündü.

Yavaşça küçük Mırıldak’ın yanına yaklaştı. “Merhaba küçük dostum,” dedi yumuşacık bir sesle. “Sanırım oyuncağın oraya düştü. İstersen sana yardım edebilirim.”

Minik Mırıldak, hayatında ilk defa birinin ona yardım teklif ettiğini duyunca şaşkınlıkla başını kaldırdı. Ağlamayı bıraktı ve merakla Kiko’ya baktı. Kiko, astronot kıyafetinin kolundaki minik uzaylı pensesini çıkardı. Penseyi yavaşça çatlağın içine uzattı ve parlak gri taşı dikkatlice kavrayıp çıkardı. Taşı minik Mırıldak’ın avucuna nazikçe koydu.

Minik Mırıldak bir taşa, bir de Kiko’ya baktı. Daha önce hiç hissetmediği sıcak bir duygu kalbini kapladı. Ağzından, sanki unutulmuş bir kelimeyi hatırlamaya çalışır gibi, fısıltıyla bir ses çıktı:

“Te-şek-kür e-de-rim…”

İşte o an, inanılmaz bir şey oldu! Minik Mırıldak’ın ağzından “teşekkür ederim” kelimesi döküldüğü anda, havada minicik, altın rengi bir ışık belirdi. Bu ışık, bir yıldız tozu tanesi gibi parlayarak süzüldü ve hemen yandaki kupkuru, gri bir çiçeğin üzerine kondu. Çiçek anında canlandı ve yaprakları göz alıcı bir mavi renge dönüştü!

Kiko gözlerine inanamadı. Gizem çözülüyordu! Bu gezegenin renksiz olmasının sebebi, nezaket sözcüklerinin kullanılmamasıydı. Nazik sözler, bu gezegenin renklerini ve neşesini yaratan sihirli yıldız tozlarını ortaya çıkarıyordu!

Kiko’nun aklına harika bir fikir geldi. Koşarak az önce meyvesini alamadığı Mırıldak’ın yanına gitti. “Merhaba tekrar,” dedi. “O güzel görünen meyveden, lütfen, bir tane de bana verir misin?”

“Lütfen” kelimesini duyan Mırıldak bir an duraksadı. Kiko’nun sesindeki sıcaklık onu etkilemişti. Elindeki gri meyvelerden birini yavaşça Kiko’ya uzattı. Kiko meyveyi alırken, “Çok teşekkür ederim! Ne kadar naziksin!” dedi.

Kiko’nun ağzından çıkan bu iki sihirli kelimeyle birlikte, havada onlarca yeni yıldız tozu belirdi! Tozlar etrafa saçıldı. Bir tanesi meyve ağacına kondu ve ağacın bütün dalları yemyeşil yapraklarla, meyveleri ise kıpkırmızı elmalarla doldu. Diğer tozlar toprağa düştü ve yerlerde rengârenk çiçekler açmaya başladı. Gri nehir, pırıl pırıl parlayan masmavi bir suya dönüştü.

Diğer Mırıldaklar olanları hayretle izliyordu. Onlarca yıldır görmedikleri renkler, duymadıkları bir sıcaklık etraflarını sarmıştı.

Kiko, bu işe devam etmeye karar verdi. Gezegende dolaşmaya başladı. Birbirine somurtarak bakan iki Mırıldak’a yaklaştı ve “Günaydın! Bugün ne kadar güzel bir gün, değil mi?” dedi. “Günaydın” kelimesiyle birlikte gökyüzündeki gri bulutlar dağıldı ve yerine pamuk gibi beyaz bulutlar ile masmavi bir gökyüzü geldi.

Sonra yanlışlıkla bir Mırıldak’ın ayağına bastı. “Aman, çok özür dilerim! İstemeden oldu,” dedi hemen. “Özür dilerim” sözü, etrafa lavanta kokulu, mor renkli yıldız tozları yaydı. Mırıldaklar derin bir nefes alıp gülümsediler.

Artık Mırıldaklar da anlamıştı. Kaba ve sessiz olmak, gezegenlerini renksiz ve mutsuz yapıyordu. Nezaket, sevgi ve güzel sözler ise her şeyi güzelleştiriyordu. Yavaş yavaş onlar da denemeye başladılar.

Bir Mırıldak, diğerinin elindeki güzel bir çiçeği işaret etti. “O çiçeği alabilir miyim?” demek yerine, Kiko’dan öğrendiği gibi, “Lütfen bana o çiçekten bir tane verir misin?” diye sordu. Arkadaşı ona çiçeği uzatınca, “Teşekkür ederim,” dedi. Ve birden, ikisinin etrafında da rengârenk kelebekler uçuşmaya başladı.

Kısa sürede tüm Fısıltı Gezegeni, bir Nezaket Gezegeni’ne dönüştü. Her yer cıvıl cıvıl renklerle, neşeli kahkahalarla ve en önemlisi “lütfen”, “teşekkür ederim”, “özür dilerim”, “günaydın” gibi kalpleri ısıtan sihirli kelimelerle dolmuştu. Mırıldaklar artık somurtmuyor, birbirlerine gülümsüyor ve yardım ediyorlardı.

Kiko’nun ayrılma vakti gelmişti. Pırıltı’ya binerken, bütün Mırıldaklar ona el sallamak için toplanmıştı. Hep bir ağızdan, “Teşekkür ederiz minik astronot! Lütfen yine gel!” diye seslendiler.

Kiko, onlara gülümseyerek el salladı. Gemisi havalanırken aşağıya baktı. Bir zamanların gri ve sessiz gezegeni, şimdi evrenin en renkli, en neşeli yerlerinden biri gibi parlıyordu. Kiko anlamıştı ki, en büyük gizemler bile bazen küçücük bir nezaket sözcüğüyle çözülebilirdi. Çünkü nazik sözler, sadece kalpleri değil, bütün dünyayı renklendiren sihirli yıldız tozları taşıyordu.

🌙 Masalı Beğendiniz mi?
Bu hikâyeye birkaç güzel kelimeyle siz de dokunun. Yorumunuzu bırakın, diğer ailelere ilham olun.

Bir Yorum Bırakın

Yorumlar (1)

F

Fikret.

Kızıma yatarken okudum. Çok sevdi. Gözlerini kapatıp hayal etmesini söyledim. Mutlu yattı. Teşekkür ederim.