Kırmızı Başlıklı Kız ve Kıkırdayan Çilekler Sepeti için kapak görseli

Kırmızı Başlıklı Kız ve Kıkırdayan Çilekler Sepeti

Tarih yükleniyor...

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, gökyüzünün en yumuşak köşesinde, sihirli bir orman varmış. Bu ormanda ağaçlar gökyüzüne doğru uzanır, nehirler gümüşten şarkılar söylermiş. İşte bu güzel ormanın kenarındaki küçücük, mantar şeklindeki evinde Kırmızı Başlıklı Kız yaşarmış. Annesinin ona diktiği, parlak kırmızı pelerinini o kadar çok severmiş ki, herkes ona “Kırmızı Başlıklı Kız” dermiş.

Bir sabah, Kırmızı Başlıklı Kız pırıl pırıl bir güneşle uyandı. Annesi ona kocaman, hasır bir sepet uzattı. Sepetin içinde bu dünyadaki en özel, en sihirli çilekler vardı. Bu çilekler sadece kıpkırmızı ve sulu değildi, aynı zamanda onlara dokununca “kıkır kıkır” diye gülerlerdi! Evet, evet, yanlış duymadınız, kıkırdayan çilekler! Kırmızı Başlıklı Kız bu çileklere bayılırdı. Onları tek başına yemeyi, kıkırdamalarını sadece kendisi duymayı çok severdi.

Annesi, “Canım kızım,” dedi. “Bugün piknik yapmak için harika bir gün. Al bu kıkırdayan çilekler sepetini ve ormanın en güzel yerinde, Kuş Sesli Balon Ağaçları’nın altında kendine güzel bir ziyafet çek.”

Kırmızı Başlıklı Kız sevinçle zıpladı. “Yaşasın! Hepsi benim mi olacak?” diye sordu gözleri parlayarak. Annesi gülümsedi ve başını salladı.

Kırmızı Başlıklı Kız, kırmızı pelerinini savurarak neşeyle yola koyuldu. İlk durağı, ayaklarının altında yumuşacık, serin bir his bırakan serin pamuk bulut tarlasıydı. Burası öyle bir yerdi ki, yerdeki her şey puf puf, beyaz bulutlardan yapılmış gibiydi. Üzerinde yürümek, kocaman bir pamuk şekerin üstünde zıplamak gibiydi. Kırmızı Başlıklı Kız, “Ne kadar da eğlenceli bir yer! Bütün bu bulutlar ve bütün bu çilekler benim!” diye düşündü. Sepetindeki çilekler onun bu neşesine kıkır kıkır gülerek eşlik ettiler.

Biraz yürüdükten sonra, pamuk bulutlardan birinin üzerine oturmuş, hıçkıra hıçkıra ağlayan minik bir ayıcık gördü. Bu, Uykucu Ayıcık’tı. Normalde her zaman mışıl mışıl uyurdu ama şimdi gözleri şişmişti.

Kırmızı Başlıklı Kız yanına yaklaştı. “Merhaba küçük ayıcık, neden ağlıyorsun?” diye sordu şefkatle.

Uykucu Ayıcık burnunu çekti. “Yastığım… Yastığım sönüverdi. Tıpkı havası kaçmış bir balon gibi dümdüz oldu. Artık yumuşacık değil ve hiç uyuyamıyorum. Uykumu çok özledim,” dedi hüzünle.

Kırmızı Başlıklı Kız bir an duraksadı. Ayıcığa çok üzülmüştü. Etrafına bakındı. Her yer puf puf pamuk bulutlarla doluydu. Aklına harika bir fikir geldi. Ayıcığa yardım edebilirdi! Hemen en yumuşak, en kabarık görünen pamuk buluttan kocaman bir parça kopardı. İki eliyle özenle yuvarlayarak minik bir yastık şekli verdi.

“Al bakalım,” dedi ve yumuşacık bulut yastığı Uykucu Ayıcık’a uzattı. “Bu senin yeni yastığın olabilir.”

Uykucu Ayıcık, bulut yastığı alır almaz başını üzerine koydu. Gözleri mutlulukla parladı. “İnanmıyorum! Bu hayatımda gördüğüm en yumuşak, en rahat yastık! Çok teşekkür ederim Kırmızı Başlıklı Kız! Artık rüyalarımda baldan nehirler görebileceğim!”

Kırmızı Başlıklı Kız, ayıcığın mutluluğunu görünce içinde sıcacık bir hissin yayıldığını fark etti. Birine yardım etmek ne kadar da güzeldi! Uykucu Ayıcık o kadar mutlu olmuştu ki, Kırmızı Başlıklı Kız’ın peşine takıldı. “Pikniğine kadar sana eşlik edebilir miyim? Belki sana uyku masalları anlatırım,” dedi. Kırmızı Başlıklı Kız sevinçle kabul etti. Artık yalnız değildi.

Yollarına devam ederken, rengi solmuş gri bir çiçeğin üzerinde duran solgun bir kelebek gördüler. Kelebeğin kanatları bir zamanlar gökkuşağı gibi rengârenk olmalıydı ama şimdi neredeyse şeffaftı. Üzgün üzgün kanatlarını çırpıyordu.

“Merhaba güzel kelebek, senin neyin var? Neden renklerin kaybolmuş gibi?” diye sordu Kırmızı Başlıklı Kız.

Renkli Kelebek iç çekti. “Neşemi kaybettim. Neşem gidince renklerim de onunla birlikte uçup gitti. Tekrar renklerime kavuşmak için çok neşeli, çok özel bir şeye ihtiyacım var. Ama bu ormanda öyle bir şey bulamadım.”

Kırmızı Başlıklı Kız hemen sepetindeki kıkırdayan çilekleri düşündü. Onlar çok neşeliydi! Ama… ama onlar Kırmızı Başlıklı Kız’ındı. Hepsini tek başına yemek istiyordu. Bir an tereddüt etti. Sonra Uykucu Ayıcık’ın mutlu yüzü aklına geldi. Paylaşmak ne kadar da güzel bir duyguydu. Belki bir tanecik çilek paylaşmak o kadar da kötü olmazdı.

Derin bir nefes aldı ve sepetinden en kırmızı, en gürültülü kıkırdayan çileği çıkardı. “Al bakalım,” dedi ve çileği kelebeğe uzattı. “Bu dünyanın en neşeli çileğidir. Belki sana yardım eder.”

Kelebek minicik ağzıyla çilekten bir ısırık aldı. O anda inanılmaz bir şey oldu! Çileğin kıkırdaması sanki sihirli bir boya gibi kelebeğin kanatlarına yayıldı. Önce parlak bir sarı, sonra canlı bir mavi, ardından göz alıcı bir pembe belirdi. Saniyeler içinde kelebeğin kanatları eskisinden bile daha parlak, daha renkli olmuştu!

Renkli Kelebek sevinçle havada taklalar atmaya başladı. “Yaşasın! Renklerim geri geldi! Kıkırdayan neşe içime doldu! Çok teşekkür ederim Kırmızı Başlıklı Kız! Sen bir sihirbazsın!”

Kırmızı Başlıklı Kız, kelebeğin rengârenk kanatlarına bakarken gülümsedi. Bir çileği gitmişti ama karşılığında bir arkadaşının kahkahalarını ve gökkuşağı gibi kanatlarını kazanmıştı. Renkli Kelebek de onlara katıldı. “Piknik yapacağınız yere kadar üzerinizde uçup size en güzel çiçeklerin yolunu gösterebilirim!” dedi.

Artık üç kişiydiler: Kırmızı Başlıklı Kız, yeni yastığında mışıl mışıl uyumaya hazır Uykucu Ayıcık ve etraflarında dans eden Renkli Kelebek. Tam patikanın köşesini dönerken, telaş içinde bir o yana bir bu yana koşturan bir tavşanla karşılaştılar. Bu, her zaman acelesi olan Tiktak Tavşan’dı. Elindeki büyük cep saatine bakıp duruyor, ama saat hiç ses çıkarmıyordu.

“Geç kaldım! Kesin geç kaldım! Ama neye geç kaldığımı bilmiyorum çünkü saatim çalışmıyor!” diye söyleniyordu kendi kendine.

Kırmızı Başlıklı Kız, “Merhaba Tiktak Tavşan, neden bu kadar telaşlısın?” dedi.

Tiktak Tavşan onlara döndü. “Saatimin ‘tiktak’ları kayboldu! Onlar olmadan zamanı ölçemiyorum. Önemli havuç toplantıma yetişemeyeceğim! Tiktak sesini duyabileceğim bir şeye ihtiyacım var!”

Kırmızı Başlıklı Kız düşündü. Çilekleri tiktak diye ses çıkarmazdı ki. Nasıl yardım edebilirdi? O sırada sepetinden bir “kıkır kıkır” sesi yükseldi. Tiktak Tavşan’ın uzun kulakları dikildi.

“Bu ses de ne? Ne kadar ritmik, ne kadar neşeli bir ses! Tıpkı bir saatin tiktakları gibi ama daha komik!”

Kırmızı Başlıklı Kız’ın aklına bir fikir geldi. Sepetini Tiktak Tavşan’ın saatine yaklaştırdı. Çileklerin neşeli kıkırdamaları saate doldu. Ve birden… saatten “kıkır-kıkır, kıkır-kıkır” diye bir ses gelmeye başladı. Saat yeniden çalışıyordu, ama bu sefer tiktak yerine kıkırdıyordu!

Tiktak Tavşan sevinçten havaya zıpladı. “Harika! Bu şimdiye kadarki en neşeli saat! Artık hiçbir yere geç kalmam, üstelik giderken çok eğlenirim! Çok teşekkür ederim Kırmızı Başlıklı Kız!”

Tiktak Tavşan o kadar minnettar kalmıştı ki, cebinden bir avuç rengârenk tohum çıkardı. “Bu da benim sana hediyem. Bunlar müzik tohumları. Nereye ekersen, oradan şarkı söyleyen çiçekler çıkar.” Tohumları Kırmızı Başlıklı Kız’a verdi ve o da grubun neşeli bir üyesi oldu.

Sonunda, dört arkadaş, yolculuklarının sonuna, Kuş Sesli Balon Ağaçları’nın altına vardılar. Burası bir masal diyarı gibiydi. Ağaçların yaprakları rengârenk, parlak balonlar gibiydi ve rüzgâr estikçe birbirine değerek cıvıl cıvıl kuş sesleri gibi melodiler çıkarıyorlardı. Yere serdikleri piknik örtüsünün etrafı sihirli bir müzikle doldu.

Kırmızı Başlıklı Kız sepetini açtı. İçinde kalan çileklere baktı. Eskiden hepsini tek başına yemek isterdi. Ama şimdi yanında yeni arkadaşları vardı. Uykucu Ayıcık, yumuşacık tüylerinin arasına sakladığı bir kavanoz parlak balı ortaya koydu. Tiktak Tavşan topraktan çıkardığı en tatlı, en çıtır havuçları getirdi. Renkli Kelebek ise kanatlarından döktüğü pırıltılı, yenilebilir simlerle ortalığı süsledi. Tiktak Tavşan, hediye ettiği müzik tohumlarını toprağa ekti ve anında topraktan minik ziller gibi ses çıkaran çiçekler fışkırdı.

Kırmızı Başlıklı Kız o an anladı. Elindekileri paylaşınca, aslında daha da fazlasına sahip olmuştu. Arkadaşlık, kahkahalar, müzik ve mutluluk kazanmıştı.

“Durun!” diye bağırdı neşeyle. “Bir fikrim var! Hadi hep birlikte kocaman bir Paylaşma Pastası yapalım!”

Herkes bu fikre bayıldı. Kırmızı Başlıklı Kız kıkırdayan çileklerini ezerek marmelat yaptı. Uykucu Ayıcık mis kokulu balını ekledi. Tiktak Tavşan havuçları rendeleyerek pastaya tatlılık kattı. Renkli Kelebek de pırıltılı simleri pastanın üzerine serpti. Birlikte yaptıkları bu pasta, hayatlarında gördükleri en harika, en rengârenk pastaydı.

Pastadan birer dilim aldılar. Kırmızı Başlıklı Kız, kendi dilimini yerken gözlerini kapattı. Bu, tek başına yediği yüzlerce çilekten bile daha lezzetliydi. Çünkü içinde sadece çilek, bal ve havuç yoktu. İçinde dostluk, yardımseverlik ve paylaşmanın getirdiği o sıcacık mutluluk vardı.

O gün, Kuş Sesli Balon Ağaçları’nın altında, dört arkadaş kahkahalarla karınlarını doyurdular. Anladılar ki, mutluluk bir şeyi tek başına tüketmekte değil, elindekileri sevdiklerinle çoğaltmaktaydı. Paylaşmak, en lezzetli pastanın sihirli malzemesiydi. Ve Kırmızı Başlıklı Kız’ın sepeti çileklerle eksilmiş olsa da, kalbi sevgiyle dolup taşmıştı.

🌙 Masalı Beğendiniz mi?
Bu hikâyeye birkaç güzel kelimeyle siz de dokunun. Yorumunuzu bırakın, diğer ailelere ilham olun.

Bir Yorum Bırakın

✨ Henüz yorum yok... İlk iz bırakan siz olun!