Süper Kalp Ege için kapak görseli

Süper Kalp Ege

Bu masal Ege için Annesi tarafından oluşturuldu.
Tarih yükleniyor...

Ege’nin odasının ortasında çok önemli bir görev için hazırlık vardı. Ege, dünyanın en güçlü, en hızlı, en süper kahramanı olmaya karar vermişti. Annesinin kırmızı perdesinden yaptığı dalgalı pelerini sırtına takmış, kartondan kestiği ve üzerine kocaman bir “E” harfi çizdiği maskeyi gözlerine geçirmişti. Pelerininin altında, en sevdiği çizgili tişörtü ve rahat şortu vardı. Çünkü bir süper kahraman, görev sırasında rahat olmalıydı, değil mi?

“Ben Süper Ege’yim!” diye seslendi odanın içinde zıplayarak. “Kocaman binaları kaldırabilirim! Hızlı trenlerle yarışabilirim!”

Annesi gülümseyerek kapıdan başını uzattı. “Vay canına, Süper Ege! Tam da sana göre bir görevim var.”

Ege heyecanla annesine döndü. Acaba dev bir canavarla mı savaşacaktı? Ya da belki gökyüzünden düşen bir meteoru mu yakalayacaktı?

Annesi elindeki boş su şişesini gösterdi. “Bugün pikniğe gideceğiz. Bu şişeyi mahallemizin çeşmesinden taptaze suyla doldurma görevini sana veriyorum. Bu çok önemli bir görev, başarabilir misin?”

Ege biraz hayal kırıklığına uğramıştı. Bu, binaları kaldırmak gibi havalı bir göreve benzemiyordu. Ama bir süper kahraman görev seçmezdi. “Elbette!” dedi gür bir sesle. “Süper Ege için su doldurmak çocuk oyuncağı! Hemen hallediyorum!”

Pelerini rüzgârda dalgalanıyormuş gibi yaparak odasından fırladı. Merdivenleri ikişer ikişer indi ve kendini sokağın neşeli kalabalığına bıraktı. Güneş pırıl pırıldı ve kuşlar cıvıl cıvıl ötüyordu. Ege, pelerinini savurarak ve süper kahraman adımları atarak çeşmeye doğru ilerledi. Çeşme, mahallenin tam ortasında, yaşlı çınar ağacının gölgesinde duran, şırıl şırıl suyu akan taş bir yapıydı. Çocuklar etrafında koşturur, büyükler banklarda oturup sohbet ederdi.

Çeşmenin başına vardığında, Ege bir hıçkırık sesi duydu. Banklardan birinde, kendisi gibi minik bir kız oturuyordu. Sarı saçları vardı ve pembe elbisesinin üzerine gözyaşları damlıyordu. Ege hemen süper kahraman moduna geçti.

“Korkma küçük kız!” diye seslendi yanına yaklaşarak. “Süper Ege burada! Seni ne üzdü? Yoksa kedin ağaçta mı kaldı? Onu hemen indiririm!”

Kız, gözyaşları içinden Ege’ye baktı. Başını iki yana salladı.

Ege düşündü. “O zaman… Dondurman mı yere düştü? Sana hemen yenisini alabilirim!” Aslında parası yoktu ama bir süper kahraman bir yolunu bulurdu herhalde.

Kız yine “hayır” anlamında başını salladı ve daha çok ağlamaya başladı.

Ege’nin kafası karışmıştı. Süper güçleri işe yaramıyor gibiydi. Kollarını iki yana açıp kaslarını sıktı. “Bak ne kadar güçlüyüm! İstersen senin için şu çeşmeyi bile yerinden kaldırabilirim!” diye komik bir ses çıkardı.

Ama kız gülmedi. Sadece elindeki oyuncağı gösterdi. Ege o zaman fark etti. Kızın kucağında küçük, kahverengi bir pelüş ayı vardı. Ama ayıcığın bir patisi ve yanağı tamamen çamur içindeydi. Az önce yanından geçen bir bisiklet, su birikintisinden hızla geçince ayıcığı kirletmişti.

Ege bir an durdu. Kızın yüzüne baktı. Gözleri o kadar üzgündü ki, Ege’nin içinde bir şeyler cız etti. Süper kahraman pelerinini bir kenara bıraktı ve yavaşça kızın yanına oturdu. Güçlü olmaya çalışmayı bıraktı ve sadece Ege oldu.

Yumuşak bir sesle sordu: “Ayıcığın kirlendiği için mi bu kadar üzgünsün?”

Kız başını usulca salladı. “Onun adı Pofuduk. Canı acımış mıdır?” diye fısıldadı.

Ege, kızın ne hissettiğini anlamaya başladı. O, ayıcığının sadece kirlendiğini değil, canının yandığını düşünüyordu. Ege’nin aklına parlak bir fikir geldi. Bu fikir kas gücüyle değil, kalp gücüyle ilgiliydi.

“Bence Pofuduk çok cesur bir ayıcık,” dedi Ege gülümseyerek. “Ama sanırım biraz yıkanmaya ihtiyacı var. Ne dersin, ona güzel bir banyo yaptıralım mı?”

Kızın gözleri parladı. Ege elindeki su şişesini bir kenara koydu. Avucunu çeşmenin altına tuttu ve temiz, serin suyla doldurdu. Yavaşça kızın yanına geri döndü. Önce Pofuduk’un çamurlu patisini nazikçe sildi. Su, kahverengi tüylerin arasından akıp çamuru temizledi. Sonra bir avuç daha su alıp ayıcığın yanağını sildi. Pofuduk şimdi tertemizdi.

Ege, ayıcığı kızın ellerine verirken, “İşte oldu! Pofuduk şimdi hem temiz hem de çok mutlu,” dedi.

Küçük kız, Pofuduk’a sıkıca sarıldı. Sonra Ege’ye kocaman bir gülümsemeyle baktı. “Teşekkür ederim Süper Ege,” dedi. “Sen gerçek bir kahramansın.”

Ege o an içinde sıcacık bir his duydu. Bu his, hayalindeki gibi binaları kaldırmaktan çok daha güzeldi. Birini mutlu etmek, dünyanın en harika süper gücüydü. Kendi şişesini de doldurduktan sonra sevinçle eve doğru koştu.

Öğleden sonra Ege ve annesi, piknik sepetleriyle birlikte vapura bindiler. Hedefleri, şehrin karşısındaki yemyeşil koruydu. Vapurun güvertesine çıktılar. Rüzgâr Ege’nin kırmızı pelerinini bir o yana bir bu yana savuruyordu. Martılar çığlıklar atarak vapurun peşinden geliyor, insanlar onlara simit atıyordu. Ege, denizin tuzlu kokusunu içine çekti. Kendini bir maceranın ortasında gibi hissediyordu.

Annesiyle bir banka oturdular. Ege, etrafı izlerken, cankurtaran simitlerinin yanında duran boş bir kutunun arkasından gelen ince bir ses duydu: “Miyav…”

Ses o kadar cılızdı ki, Ege ilk başta rüzgâr zannetti. Ama sonra bir daha duydu: “Miyav…”

Merakla yerinden kalktı ve sesin geldiği yere doğru yürüdü. Kutunun arkasına eğilip baktığında, küçücük, tekir bir kedi yavrusu gördü. Tüyleri kabarmış, minicik bedeni tir tir titriyordu. Gözleri kocaman açılmıştı ve çok korkmuş görünüyordu.

Ege’nin aklına hemen çeşme başındaki üzgün kız geldi. Bu kedicik de üzgün ve korkmuş olmalıydı. Süper güç gösterisi yapmanın zamanı değildi. Bu minik canlıyı korkutabilirdi.

Yavaşça yere çömeldi. Bir süper kahraman gibi değil, bir arkadaş gibi konuştu. “Merhaba minik kedi,” diye fısıldadı. “Korkma benden. Ben Ege.”

Kedicik sadece daha çok titredi.

Ege düşündü. “Bu kedicik ne hissediyor olabilir? Hım… Korkuyor. Rüzgâr da çok esiyor, kesin üşüyordur. Belki de karnı açtır.”

Hemen annesinin yanına koştu. “Anneciğim, orada çok korkmuş bir kedi var. Piknik sepetimizdeki peynirden minicik bir parça alabilir miyim?”

Annesi gülümseyerek peynirden küçük bir parça koparıp Ege’nin avucuna koydu. Ege parmak uçlarında yürüyerek kediciğin yanına döndü. Peyniri yavaşça önüne koydu. Kedicik önce tereddüt etti, sonra minik burnuyla kokladı ve yavaşça peyniri yemeye başladı.

Karnı doyunca biraz rahatlamış gibiydi ama hâlâ titriyordu. Ege’nin aklına yine harika bir fikir geldi. Sırtındaki kırmızı pelerinini yavaşça çıkardı. Bu onun süper kahramanlık simgesiydi ama şu anda daha önemli bir görevi vardı. Pelerini nazikçe katladı ve titreyen kediciğin üzerine örttü. Kırmızı pelerin, minik kedi için sıcacık, güvenli bir yuvaya dönüşmüştü. Kedicik bir an Ege’ye baktı, sonra pelerinin altına iyice sokulup mırıldamaya başladı: “Pırrr pırrr…”

Ege, o mırıltıyı duyunca kalbinin sevinçle dolduğunu hissetti. Birini ısıtmak, birini doyurmak ve birinin korkusunu azaltmak… İşte bunlar gerçek süper güçlerdi!

Vapur iskeleye yanaşırken, beyaz üniformalı, güler yüzlü kaptan güvertede geziniyordu. Ege’nin yanına geldi ve kırmızı pelerinin altındaki mırıltıyı fark etti.

“A, bizim küçük misafir!” dedi kaptan gülümseyerek. “Bu sabah vapura gizlice girmiş olmalı. Onu her yerde arıyordum, çok endişelenmiştim. Annesinden ayrılmış olmalı.”

Kaptan, Ege’ye baktı. “Onu bulduğun ve ısıttığın için teşekkür ederim küçük kahraman. Çok iyi bir iş başardın.”

Ege’nin yanakları al al oldu. Annesi yanına gelip saçlarını okşadı. “Gördün mü Ege?” dedi sevgiyle. “Bazen en büyük süper güç, uçmak ya da dev kayaları kaldırmak değildir. Bazen en büyük süper güç, başkasının ne hissettiğini anlamaya çalışmaktır. Üzgün bir arkadaşını neşelendirmek, korkmuş bir kediciğe şefkat göstermek… İşte senin süper gücün bu. Senin bir Süper Kalbin var!”

Ege, annesine ve kaptana gülümsedi. Kırmızı pelerinine sarılmış mırıldayan kediye baktı. Artık anlamıştı. Gerçek bir süper kahraman, kaslarıyla değil, kalbiyle güçlü olandı. Başkalarının duygularını anlayan, onlara yardım etmek için elinden geleni yapan kişiydi.

Kaptan, kediciği güvenli bir yere götürmek için nazikçe aldı. Pikniklerini yapmak için koruya doğru yürürlerken, Ege pelerinini tekrar sırtına taktı. Ama artık o pelerin sadece bir kostüm değildi. O, Süper Kalp Ege’nin, anlayan, dinleyen ve yardım eden bir kahramanın peleriniydi. Ve Ege, o gün dünyanın en mutlu süper kahramanı olduğunu hissetti.

🌙 Masalı Beğendiniz mi?
Bu hikâyeye birkaç güzel kelimeyle siz de dokunun. Yorumunuzu bırakın, diğer ailelere ilham olun.

Bir Yorum Bırakın

✨ Henüz yorum yok... İlk iz bırakan siz olun!