
Sevgiyle İyileşen Çiçek
📝 Ebeveyn Notu
"Çilekya, bir çiçeğe bakma sorumluluğunu alır ancak bir oyun yüzünden bu sorumluluğu unutur. Çiçeği solduğunda, arkadaşlarının yardımıyla hem sorumluluğunu yeniden öğrenir hem de yardımlaşmanın önemini anlar."
Gökkuşağının yedi renginin bir araya gelip fısıldaştığı, zamanın tatlı bir nehir gibi usulca aktığı bir diyarda, Pırıltılı Kum Denizi uzanırdı. Bu denizin kumları bildiğimiz kumlara benzemezdi. Her bir tanesi minicik birer yıldız gibi parlar, gün ışığında elmas tozu gibi ışıldar, gece olunca da ay ışığını içip tatlı tatlı parlardı. Bu kumların üzerinde yürümek, bulutların üzerinde zıplamak gibiydi; yumuşacık ve sıcacıktı.
İşte bu Pırıltılı Kum Denizi’nin en neşeli sakini, minik, yuvarlak ve kıpkırmızı bir çilek olan Çilekya’ydı. Çilekya’nın en sevdiği şey şarkı söylemekti. O şarkı söylemeye başlayınca, pırıltılı kumlar bile onun ritmine göre daha canlı parlardı. Sabahları “Günaydın Güneş” şarkısını söyler, öğlenleri “Oyun Zamanı” melodilerini mırıldanır, akşamları ise “İyi Geceler Yıldızlar” ninnisiyle kum denizini uyuturdu.
Bir sabah, Çilekya en sevdiği kum tepesinin üzerinde zıplayarak neşeli bir şarkı söylerken, yanına tatlı bir esintiyle Fısıltı Rüzgârı geldi. Fısıltı Rüzgârı, bu diyarın en bilge varlığıydı ve yanında her zaman özel bir hediye taşırdı.
“Merhaba minik Çilekya,” diye fısıldadı rüzgâr. “Senin o güzel kalbin ve neşeli şarkıların için sana bir hediye getirdim.”
Fısıltı Rüzgârı, yapraklarından birini nazikçe araladı ve ortaya, daha önce hiç görülmemiş güzellikte bir saksı ve içinde tek bir çiçek çıktı. Bu, bir Pırıltı Çiçeği’ydi. Yaprakları ay ışığından, ortasındaki tohumları ise en parlak yıldızlardan yapılmış gibiydi. Çiçek, etrafına mutluluk ve huzur saçan yumuşacık bir ışık yayıyordu.
Çilekya’nın minik gözleri hayranlıkla parladı. “Bu... bu harika bir şey!” diye cıvıldadı.
Fısıltı Rüzgârı gülümsedi. “Bu çiçek artık senin. Ama o çok özel bir çiçektir ve özel bir bakıma ihtiyacı var. Bu, senin sorumluluğun olacak, Çilekya. Onu her gün, güneş tam tepedeyken, sadece bir damla Mırıltı Suyu ile sulaman gerekiyor. Mırıltı Suyu, hemen şu ilerideki Mavi Yosun’un altından sızar. Unutma, sadece bir damla ve her gün. Ona sevgiyle bakarsan, o da sana en güzel pırıltılarını ve en tatlı kokusunu hediye eder.”
Çilekya çok heyecanlanmıştı. Bu onun ilk gerçek sorumluluğuydu. “Söz veriyorum Fısıltı Rüzgârı!” dedi kararlılıkla. “Pırıltı Çiçeği’me gözüm gibi bakacağım. O benim en yakın arkadaşım olacak.”
Fısıltı Rüzgârı, Çilekya’nın başını okşarcasına esip uzaklaştı. Çilekya, çiçeğini en sevdiği kum tepesinin yanına, güneşin en güzel ışıklarını alacağı yere koydu. Hemen Mavi Yosun’a koşup minik bir yaprağın içine bir damlacık Mırıltı Suyu aldı ve çiçeğinin toprağına nazikçe damlattı. Pırıltı Çiçeği, bu sevgi dolu bakımla daha da bir parladı sanki.
O günden sonra Çilekya’nın şarkılarına bir yenisi eklendi: “Sorumluluk Şarkısı.” Her gün güneş tam tepeye geldiğinde bu şarkıyı söyleyerek çiçeğini suluyordu:
“Biricik çiçeğim, pırıltılı dostum,
Sana özen göstermek en mutlu yolum.
Bir damla su, bir tatlı şarkı,
Kalbimde uyandırır güzel bir yankı.”
Günler böyle neşe içinde geçiyordu. Pırıltı Çiçeği her geçen gün daha da güzelleşiyor, Çilekya ise sorumluluğunu yerine getirmenin verdiği huzurla daha da mutlu oluyordu. Görevini yapmak, ona oyun oynamak kadar keyif veriyordu. Çünkü sevdiği bir şeye özen göstermenin ne kadar değerli olduğunu hissediyordu.
Bir öğleden sonra, Çilekya tam çiçeğini sulamak için Mırıltı Suyu’nu almaya gidecekken, gökyüzünde rengârenk bir grup belirdi. Bunlar, kanatları notalardan yapılmış Melodi Kelebekleri’ydi. Uçarken arkalarında tatlı bir müzik bırakırlardı.
“Hey, Çilekya!” diye seslendi en büyük kelebek. “Bizimle gelmek ister misin? Kristal Mağara Ağzı Arası’nda harika bir Yankı Oyunu oynayacağız. Şarkılarımızı söyleyeceğiz ve mağaralar bize cevap verecek. Çok eğlenceli olacak!”
Çilekya’nın aklı bir anlığına karıştı. Kristal Mağara Ağzı Arası’nı daha önce hiç görmemişti. Adı bile çok büyülü geliyordu. Yankı Oyunu da çok eğlenceli olmalıydı. “Ama... benim Pırıltı Çiçeği’mi sulamam gerek,” diye mırıldandı.
“Ooo, acele etme,” dedi başka bir kelebek. “Hemen gidip geleceğiz. Güneş batmadan çok önce burada olursun. Çiçeğin birazcık bekleyebilir.”
Bu fikir Çilekya’ya mantıklı geldi. “Birazcık beklemekten bir şey olmaz herhalde,” diye düşündü. Heyecanla kelebeklerin peşine takıldı.
Pırıltılı Kum Denizi’nden ayrılıp serin ve büyülü bir yere geldiler. Burası Kristal Mağara Ağzı Arası’ydı. İki devasa mağaranın girişi birbirine bakıyordu ve her yer, gökkuşağının tüm renklerini yansıtan kristallerle kaplıydı. Çilekya bir şarkı söylediğinde, sesi bir mağaradan diğerine atlıyor, tatlı bir yankıya dönüşüyordu. Bu inanılmazdı!
Çilekya ve Melodi Kelebekleri saatlerce oynadılar. Kahkahalar attılar, en güzel şarkılarını söylediler, kristallerin üzerinde kaydılar. Zamanın nasıl geçtiğini hiç anlamadılar. Çilekya o kadar eğleniyordu ki, aklından Pırıltılı Kum Denizi’ndeki minik dostu, Pırıltı Çiçeği tamamen çıkmıştı.
Güneş yavaş yavaş turuncuya dönmeye ve kum denizinin üzerine doğru alçalmaya başladığında, Melodi Kelebekleri esnemeye başladı. “Bizim artık yuvalarımıza dönme vaktimiz geldi,” dediler. “İyi geceler, Çilekya!” Ve birer birer uçup gittiler.
Çilekya bir anda tek başına kaldı. Etraf sessizleşince, kalbine minik bir sızı düştü. Aklına aniden, sıcacık kumların üzerinde onu bekleyen minik, pırıltılı arkadaşı geldi.
“Çiçeğim!” diye fısıldadı endişeyle. “Onu sulamayı unuttum!”
Küçücük kalbi pıt pıt atmaya başladı. Hemen geldiği yoldan geri koşmaya başladı. Koşarken kendi kendine, “Lütfen iyi olsun, lütfen bir şey olmasın,” diye mırıldanıyordu. Pırıltılı Kum Denizi’ne vardığında, güneş neredeyse batmak üzereydi ve kumlar artık eskisi kadar parlak değildi.
Çiçeğinin yanına ulaştığında gördüğü manzara ile gözleri doldu. Güzelim Pırıltı Çiçeği’nin parlak yaprakları solmuş, boynu bükülmüştü. Etrafına yaydığı o tatlı ışık sönmüş, pırıltıları kaybolmuştu. Sanki çok üzgün görünüyordu.
Çilekya, çiçeğinin yanına çöküp ona usulca dokundu. “Özür dilerim,” diye fısıldadı. “Seni unuttum. Oyun oynamak o kadar güzeldi ki, sorumluluğumu aklımdan çıkardım. Seni çok üzdüm.”
Hemen Mavi Yosun’a koştu, minik yaprağına Mırıltı Suyu’nu doldurdu ve titreyen elleriyle çiçeğinin dibine döktü. Ama çiçekte hiçbir değişiklik olmadı. Hâlâ boynu bükük ve solgundu.
Çilekya ne yapacağını bilemedi. Çok üzgündü. Başını ellerinin arasına alıp sessizce ağlamaya başladı. Gözyaşları pırıltılı kumlara birer inci gibi düşüyordu. İşte o sırada, kumların arasından minik, titrek ışıklar yükselmeye başladı. Bunlar, Işıltı Böcekleri’ydi. Onlar, bir yerlerde bir üzüntü olduğunda ortaya çıkar ve yardıma koşarlardı.
En yaşlı Işıltı Böceği, Çilekya’nın yanına kondu. “Neden bu kadar üzgünsün, minik çilek?” diye sordu yumuşacık bir sesle.
Çilekya hıçkırarak olanları anlattı. Nasıl söz verdiğini, sonra oyunun cazibesine kapılıp sözünü ve sorumluluğunu nasıl unuttuğunu... “Hepsi benim hatam,” dedi. “Şimdi ne yapacağımı bilmiyorum. Tek başıma onu iyileştiremem.”
Yaşlı Işıltı Böceği, Çilekya’nın omzunu sıvazladı. “Yardım istemek, en az sorumluluğunu bilmek kadar önemlidir,” dedi bilgece. “Bazen tek başımıza yetemeyiz. Ama birlikte her şeyi başarabiliriz.”
Diğer Işıltı Böcekleri de etraflarında toplandı. “Biz sana yardım ederiz!” diye cıvıldadılar bir ağızdan.
Ve o anda sihirli bir şey oldu. Işıltı Böcekleri, Pırıltı Çiçeği’nin etrafında bir halka oluşturdular. Hepsi bir ağızdan, şifa dolu, yumuşacık bir melodi mırıldanmaya başladılar. Onların mırıltıları, çiçeğin solgun yapraklarına umut ışığı gibi dokunuyordu.
Çilekya, arkadaşlarının bu yardımını görünce içinde yeni bir güç hissetti. O da en içten, en sevgi dolu şarkısını söylemeye başladı. Bu, özür ve sevgi dolu bir melodiydi. Sesi, böceklerin mırıltılarıyla birleşti. Mırıltı Suyu, sevgi dolu şarkı ve Işıltı Böcekleri’nin şifalı ışığı bir araya gelince, Pırıltı Çiçeği’nde bir hareketlenme oldu.
Yavaş yavaş, boynu bükük sapı doğrulmaya başladı. Solgun yaprakları canlandı ve eski, parlak rengine kavuştu. Ve en sonunda, çiçeğin tam ortasından, eskisinden bile daha parlak, daha güçlü bir ışık yayıldı. Pırıltı Çiçeği iyileşmişti!
Çilekya’nın mutluluktan gözleri parlıyordu. Işıltı Böcekleri’ne dönüp hepsine teker teker teşekkür etti. “Siz olmasaydınız başaramazdım,” dedi. “Bugün çok önemli iki şey öğrendim. Birincisi, sevdiğimiz şeylere karşı sorumluluklarımızı asla unutmamalıyız. İkincisi ise, yardıma ihtiyacımız olduğunda istemekten çekinmemeliyiz. Çünkü arkadaşlar birlikte her zorluğun üstesinden gelir.”
O günden sonra Çilekya, Pırıltı Çiçeği’ne her zamankinden daha büyük bir sevgiyle baktı. Her gün, tam zamanında, en neşeli sorumluluk şarkısını söyleyerek onu suladı. Ama artık şarkısı biraz değişmişti:
“Biricik çiçeğim, pırıltılı dostum,
Sana özen göstermek en mutlu yolum.
Bir damla su, bir tatlı şarkı,
Kalbimde uyandırır güzel bir yankı.”
Pırıltılı Kum Denizi’nde güneş batarken, Çilekya, ışıl ışıl parlayan çiçeğinin ve ona yardım eden Işıltı Böceği dostlarının yanında oturur, huzurla gökyüzünü izlerdi. Artık biliyordu ki sorumluluk bir yük değil, sevginin en güzel göstergesiydi ve paylaşıldığında her şeyi daha da güzelleştiren sihirli bir duyguydu.




Bir Yorum Bırakın
Yorumlar (1)
Anonim
Bu masalı okumadım ama bir kağıda hepsini yazıyorum🥰❤️🔥