Mırnav Kedi ve Sihirli Merhaba için kapak görseli

Mırnav Kedi ve Sihirli Merhaba

Tarih yükleniyor...

Güneş, yemyeşil yaprakların arasından süzülüp Minik Orman'ı altın rengine boyuyordu. Ağaçların dallarında cıvıl cıvıl öten kuşlar, rengarenk çiçeklerin üzerinde nazlı nazlı süzülen kelebekler ve mis kokulu çam ağaçlarının arasında neşeyle koşturan sincaplarla doluydu bu orman. Ormanın en şirin yerinde, kocaman, yumuşak yosunlarla kaplı bir tepenin yamacında, küçük bir kulübede Mırnav adında sevimli, pamuk gibi beyaz bir kedi yaşardı. Mırnav, tüyleri ay ışığında parlayan, gözleri zümrüt yeşili, her zaman meraklı ve oyunbaz bir kediydi. Ama Mırnav'ın küçük bir sorunu vardı; biraz sabırsızdı ve bazen ne kadar nazik olması gerektiğini unutuyordu.

Bir sabah Mırnav, penceresinden dışarıya baktı. Güneş pırıl pırıl parlıyordu ve her yer davetkar görünüyordu. "Bugün harika bir gün!" diye mırıldandı kendi kendine. Hemen yataktan fırladı, tüylerini bir güzel taradı ve kulübesinden dışarıya koştu. İlk karşılaştığı şey, her zaman neşeli olan Sincap Cikcik’ti. Cikcik, en sevdiği fındığı yere düşürmüştü ve onu almak için eğilmişti. Mırnav, Cikcik’i görünce heyecanla ona doğru koştu. "Cikcik! Hadi benimle oyna!" diye bağırdı. Cikcik irkilerek başını kaldırdı, ama elindeki fındık yere yuvarlanmıştı. "Ah, Mırnav! Bir dakika bekleyebilir misin? Fındığımı düşürdüm de," dedi üzgünce. Ama Mırnav’ın bekleme niyeti yoktu. "Ama ben oynamak istiyorum!" diye ısrar etti ve Cikcik’in yanından hızla geçip gitti, yerde yuvarlanan fındığı fark bile etmedi. Cikcik’in yüzü düştü, yere düşen fındığına baktı ve iç çekti.

Mırnav biraz daha ilerlediğinde, sevimli Ayıcık Bal, en sevdiği bal kavanozunu taşıyordu. Bal, yavaş ve dikkatli adımlarla ilerliyordu. Mırnav, Bal’ı görünce yine heyecanlandı. "Bal! Bal! Bana da verir misin biraz bal?" diye seslendi. Bal, elindeki kavanozu düşürmemek için biraz telaşlandı. "Biraz yavaş ol Mırnav! Kavanoz dolu, dökülecek şimdi," dedi sakince. Ama Mırnav bu uyarıyı duymamış gibiydi. Bal’ın hemen yanına atıldı ve kavanoza uzanmaya çalıştı. Tam o sırada Bal’ın ayağı bir taşa takıldı ve yavaşça dengesini kaybediyordu. Mırnav’ın aceleciliği yüzünden Bal’ın elindeki bal kavanozu yere yuvarlandı ve tatlı bal her yere yayıldı! Bal, gözleri dolu dolu yere dökülen ballara baktı. "Ay, Mırnav! Şimdi bütün balım gitti," dedi ağlamaklı bir sesle. Mırnav ise ne yapacağını bilemedi. Sadece etrafa bakındı ve biraz da utanarak oradan uzaklaştı.

Mırnav, neşesini biraz kaybetmişti. İnsanların bu kadar aceleci olması, konuşmadan etrafa bağırıp çağırması onu biraz üzüyordu. Kendi kulübesine doğru yürürken, yolu üzerinde yaşlı ve bilge baykuş Uykucu ile karşılaştı. Baykuş Uykucu, dev bir meşe ağacının dalında oturmuş, gözlerini kısmış dinleniyordu. Mırnav, Bal’ın ve Cikcik’in yüzlerindeki üzgün ifadeyi hatırladı. Yavaşça baykuşun yanına yaklaştı ve sessizce oturdu.

Baykuş Uykucu, gözlerini yavaşça açtı ve Mırnav’a baktı. Gözlerinde sevgi ve anlayış vardı. "Günaydın, Mırnav," dedi yumuşak bir sesle. "Bugün biraz dalgın görünüyorsun."

Mırnav, başını baykuşun omzuna yasladı. "Günaydın Uykucu Amca," dedi fısıltıyla. "Bugün hiç kimseyle doğru düzgün oynayamadım. Cikcik’in fındığını düşürdüm, Bal’ın da balını döktüm."

Baykuş Uykucu, usulca gülümsedi. "Biliyorum Mırnav," dedi. "Bazen birine bir şey söylemeden önce veya bir şey yapmadan önce bir saniye durup düşünmek gerekir. Buna nezaket denir."

Mırnav merakla baykuşa baktı. "Nezaket mi? Bu ne demek?"

"Nezaket," diye devam etti Baykuş Uykucu, "başkalarına karşı nazik ve düşünceli olmak demektir. Mesela Cikcik’e yardım etmek için birkaç saniye bekleyebilirdin. Ya da Bal’a balını dökmemesi için daha yumuşak davranabilirdin." Baykuş Uykucu, Mırnav’ın kulağına doğru eğildi ve fısıldadı: "Bir de 'lütfen' ve 'teşekkür ederim' gibi sihirli kelimeler vardır. Bir de 'özür dilerim' kelimesi. Bunlar, hem kendini hem de karşındakini daha iyi hissettirir."

Mırnav, baykuşun söylediklerini dikkatle dinliyordu. Gözleri daha da parladı. "Sihirli kelimeler mi? Peki nasıl kullanacağım?"

Baykuş Uykucu gülümsedi ve bir dalın ucundaki parlak kırmızı bir çiçeği işaret etti. "Bak Mırnav, o çiçek ne kadar güzel değil mi? Sen şimdi o çiçeğe doğru yavaşça yürü ve ona güzel bir şey söyle."

Mırnav, heyecanla o güzel kırmızı çiçeğe doğru yavaşça yürüdü. Ayağını kaldırmadan, nazikçe yanına yaklaştı. Çiçeğin yumuşak yapraklarına baktı ve kulağına doğru fısıldadı: "Merhaba güzel çiçek! Ne kadar güzelsin!"

Bu sihirli kelimelerle birlikte, çiçek daha da bir canlandı. Yaprakları hafifçe sallandı ve sanki Mırnav’a gülümsedi. Mırnav, çiçeğin bu tepkisine hayran kaldı. Sonra baykuşun yanına döndü.

"Gördün mü Mırnav?" dedi Baykuş Uykucu. "Nazik sözler, tıpkı sihirli değnek gibi, çevreyi güzelleştirir."

Mırnav bu yeni bilgiyi içine sindirdi ve hevesle oradan ayrıldı. İlk olarak Sincap Cikcik’i buldu. Cikcik hala yerde kalan fındığı arıyordu. Mırnav, Cikcik’in yanına yavaşça yaklaştı. "Cikcik," dedi nazikçe. "Fındığını düşürmene üzüldüm. Yardım edeyim mi?"

Cikcik şaşırmıştı. Mırnav’ın bu yumuşak ses tonu onu mutlu etmişti. "Teşekkür ederim Mırnav! Evet, çok sevinirim!"

Mırnav ve Cikcik birlikte yeri dikkatlice aradılar. Mırnav, Cikcik’in düşürdüğü fındığı bulmasına yardım etti. Cikcik çok mutlu olmuştu. "Teşekkür ederim Mırnav! Bu çok nazikçe bir davranıştı."

Mırnav’ın içi neşeyle doldu. İlk kez birisine yardım etmek ve bunu nazikçe yapmak ona harika hissettirmişti. Daha sonra Ayıcık Bal’ın yanına gitti. Bal, dökülen balı temizlemeye çalışıyordu. Mırnav, Bal’ın yanına yaklaştı ve ona baktı. "Bal," dedi yumuşak bir sesle. "Kavanozu düşürdüğüm için çok üzgünüm. Sana yardım edeyim mi?"

Bal, Mırnav’ın samimi özür dilemesiyle şaşırdı ve çok sevindi. "Ama Mırnav, biliyorum aceleci davrandın ama benim de dikkatli olmam lazımdı. Önemli değil. Evet, yardımına ihtiyacım var."

Mırnav, Bal’a yardım etti. Birlikte dökülen balları temizlediler. Bal, Mırnav’ın yardımından çok memnun kalmıştı. "Birlikte daha çabuk temizledik. Teşekkür ederim Mırnav, çok naziksin."

Mırnav, o gün çok şey öğrenmişti. Nazik olmanın, 'lütfen', 'teşekkür ederim' ve 'özür dilerim' demenin insanları ne kadar mutlu ettiğini görmüştü. Acele etmeden, düşünerek hareket etmenin en güzeli olduğunu anlamıştı. O günden sonra Mırnav, Minik Orman’ın en nazik kedilerinden biri oldu. Herkesle kibarca konuşur, nazikçe yardım eder ve her zaman gülümserdi. Ve her sabah uyandığında, pencereden ilk gördüğü şeye nazik bir "Günaydın" demeyi de unutmazdı. Çünkü biliyordu ki, nazik sözler kalpleri ısıtır ve dünyayı daha güzel bir yer yapardı. Minik Orman, Mırnav’ın nazikliğiyle daha da neşeli, daha da renkli bir yer haline gelmişti.

🌙 Masalı Beğendiniz mi?
Bu hikâyeye birkaç güzel kelimeyle siz de dokunun. Yorumunuzu bırakın, diğer ailelere ilham olun.

Bir Yorum Bırakın

✨ Henüz yorum yok... İlk iz bırakan siz olun!