Melodi'nin Müzikli Baloncukları için kapak görseli

Melodi'nin Müzikli Baloncukları

Tarih yükleniyor...

Masal mavisi okyanusun en neşeli köşesinde, gökkuşağı renkli mercanların şarkı söylediği Mercan Korosu Resifi’nde, Melodi adında şirin mi şirin bir yunus yaşardı. Melodi’nin diğer yunuslardan çok özel bir yeteneği vardı: O, şarkı söylediğinde ağzından sıradan baloncuklar değil, içinde minik notalar taşıyan müzikli baloncuklar çıkardı! Bu baloncuklar suyun içinde yükselirken “do-re-mi” diye tatlı sesler çıkarır, etraftaki yengeçleri bile dans ettirirdi.

Mercan Korosu Resifi’nde her yıl düzenlenen ve bütün deniz canlılarının heyecanla beklediği “Okyanus Şarkısı Festivali” yaklaşıyordu. Melodi, bu yılki festivale daha önce hiç kimsenin görmediği, duymadığı bir şeyle katılmak istiyordu: Devasa, içinde bütün bir senfoniyi barındıran, pırıl pırıl parlayan bir Gökkuşağı Müzik Baloncuğu! Bu baloncuğun hayali bile Melodi’yi heyecandan fırıl fırıl döndürüyordu.

"Bu yılın en harika gösterisi benimki olacak!" diye neşeyle şarkı söyledi kendi kendine. Hemen işe koyuldu. Derin bir nefes aldı ve en sevdiği şarkıyı mırıldanmaya başladı. Ağzından çıkan minik, müzikli baloncuklar bir araya gelmeye çalıştı ama Melodi o kadar heyecanlıydı ki, şarkısını çok hızlı söylüyordu. Baloncuklar birbirine yetişemeden, minik bir “Pof!” sesiyle birer birer patlıyordu.

“Hımm, olmadı,” dedi Melodi. “Daha güçlü söylemeliyim!” Bu sefer ciğerlerindeki bütün havayla o kadar yüksek sesle bir nota söyledi ki, çıkan devasa balon daha oluşmadan “GÜM!” diye bir sesle patladı. Patlamanın sesiyle uyuklayan bir denizyıldızı yerinden sıçradı, şapkasını düşürdü.

Melodi’nin en yakın arkadaşı, sekiz koluyla sürekli bir şeyleri karıştıran Kıkır Ahtapot Kiki, kıkırdayarak yanına geldi. Kiki, adı gibi her şeye gülen, yerinde duramayan, komik bir ahtapottu. “Melodi! O ne sesti öyle? Neredeyse sekiz kolumu birden birbirine düğümleyecektim!” diye güldü.

Melodi somurtarak, “Festival için Gökkuşağı Müzik Baloncuğu yapmaya çalışıyorum ama bir türlü olmuyor Kiki! Hepsi hemen patlıyor! Daha hızlı, daha güçlü denemeliyim galiba!” dedi.

Kiki sekiz kolunu birden heyecanla salladı. “Harika fikir! Hız süperdir! Bak, sana yardım edeyim. Sen şarkını söyle, ben de kollarımı pervane gibi çevirip balonu daha hızlı büyüteyim!”

Bu fikir Melodi’nin aklına yatmıştı. Acele etmek işe yarayabilirdi. Melodi tekrar şarkı söylemeye başladı, Kiki de sekiz kolunu birden hızla çevirerek bir su girdabı oluşturdu. Ama olanlar yine komik bir şekilde ters gitti. Balon büyümek yerine girdabın içinde fırıldak gibi dönmeye başladı, içindeki notalar birbirine karıştı ve ortaya “Cızz-bızz-vızz!” gibi komik ve anlamsız bir ses çıktı. Sonunda o balon da başı dönmüş gibi sallanıp, yorgun bir “Pıssst!” sesiyle söndü. Kiki’nin kolları ise birbirine dolanıp fiyonk gibi olmuştu. İkisi de bu komik hallerine kahkahalarla güldüler.

“Acele etmek işleri daha da karıştırdı,” dedi Melodi gülmesi bitince. “Ama ne yapacağımı bilmiyorum. Festival yarın ve benim hala koskocaman bir ‘hiçim’ var.”

Tam o sırada, yanlarından çok yavaş, adeta zamanı durdurarak geçen Bilge Kaplumbağa Baha’yı gördüler. Baha, okyanusun en yaşlı ve en bilge canlısıydı. Kabuğunun üzerindeki yosunlar bile onun ne kadar çok şey gördüğünü anlatır gibiydi. Baha, ağır ağır onlara doğru başını çevirdi ve sıcacık bir gülümsemeyle, “Telaşlı notalar duyuyorum, genç dostlarım. Bir sorun mu var?” diye sordu. Sesi, denizin dibindeki huzurlu bir akıntı gibi sakindi.

Melodi, hayal kırıklığıyla bütün olanları anlattı. “En güzel balonu hemen şimdi yapmak istiyorum ama olmuyor. Her denemem başarısız oluyor Baha Dede.”

Bilge Kaplumbağa Baha, gözlerini şefkatle kırpıştırdı. “Ah, Melodi,” dedi yavaşça. “En güzel çiçekler bir günde açmaz. En tatlı meyveler, güneşin onları sabırla olgunlaştırmasını bekler. Bazı harika şeyler, zamanla ve sükûnetle olur. Acele edersen, notaların da, baloncuğun da telaşa kapılır ve dağılır.”

Kiki merakla sordu: “Yani yavaş mı olmalıyız? Ama yavaş olmak çok sıkıcı!”

Baha gülümsedi. “Yavaş olmak sıkıcı değildir Kiki. Yavaş olmak, her anın tadını çıkarmaktır. Beklemek, güzellikleri daha da değerli kılar. Bak, sana bir sır vereyim Melodi. Okyanusun derinliklerinde, sadece en sakin ve en yumuşak melodilere karşılık veren Fısıltı Yosunları vardır. Bu yosunlar, kendilerine söylenen nazik şarkıları dinler ve baloncukları güçlendiren sihirli, minik pırıltılar salarlar. Ama aceleci ve gürültülü sesleri hiç sevmezler, hemen saklanırlar.”

Melodi’nin gözleri parladı. “Fısıltı Yosunları mı? Onları nerede bulabilirim?”

“Sakin Akıntılar Mağarası’na doğru git. Orada onları bulacaksın. Ama unutma, anahtar kelime: Sabır.”

Melodi ve Kiki, Bilge Kaplumbağa Baha’ya teşekkür edip hemen yola koyuldular. Sakin Akıntılar Mağarası’na vardıklarında, içerisinin ne kadar huzurlu olduğunu gördüler. Işık, suyun içinden süzülerek duvarlarda dans ediyordu. Ve işte oradaydılar! Kayaların üzerine tutunmuş, hafifçe sallanan, gümüş rengi Fısıltı Yosunları…

Melodi çok heyecanlıydı. Hemen en güzel şarkısını söylemeye başladı. Ama yine o eski alışkanlığıyla, biraz hızlı ve yüksek sesle söylemişti. Yosunlar anında pırıltılarını içeri çektiler ve solgunlaştılar.

Kiki fısıldadı: “Baha Dede sabır demişti, unutma!”

Melodi derin bir nefes aldı. Gözlerini kapattı. Kalbinin yavaşça atmasını bekledi. Okyanusun derin sessizliğini dinledi. Sonra, daha önce hiç söylemediği kadar yavaş, yumuşak ve nazik bir melodi mırıldanmaya başladı. Notalar ağzından birer fısıltı gibi dökülüyordu.

İşte o an sihir gerçekleşti! Fısıltı Yosunları bu sakin melodiyi duyunca yavaşça parlamaya başladılar. Gümüş renkleri altın rengine döndü ve etrafa binlerce minik, sihirli pırıltı saldılar. Pırıltılar dans ederek Melodi’nin etrafında dönmeye başladı. Melodi, şarkısını sabırla söylemeye devam etti. Her bir notayı hissediyor, her bir anın tadını çıkarıyordu.

Yeterince pırıltı toplandığında, Melodi mağaradan yavaşça ayrıldı. Artık hazırdı. Festival alanına geldiğinde, herkes merakla ona bakıyordu. Melodi, hiç acele etmeden, öğrendiği o sakinlikle en derinden bir nefes aldı. Gözlerini kapattı ve kalbinden gelen en huzurlu, en sevgi dolu şarkıyı söylemeye başladı.

Ağzından çıkan ilk baloncuk, sihirli pırıltılar sayesinde patlamadı. İkinci nota, üçüncü nota derken, baloncuk yavaş yavaş büyümeye başladı. İçinde notalar nazikçe dans ediyor, her biri kendi renginde parlıyordu: Kırmızı bir “do”, turuncu bir “re”, sarı bir “mi”… Baloncuk büyüdükçe, gökkuşağının bütün renklerini aldı. O kadar büyüdü ki, neredeyse küçük bir denizaltı kadardı! İçinden ise bütün okyanusu dolduran muhteşem bir senfoni sesi yükseliyordu.

Tüm deniz canlıları büyülenmiş gibiydi. Kimse daha önce böyle güzel ve sihirli bir şey görmemişti. Balıklar senfoninin ritmiyle dans ediyor, yengeçler kıskaçlarını alkış gibi birbirine vuruyor, denizatları oldukları yerde sallanıyordu. Kıkır Ahtapot Kiki o kadar mutlu olmuştu ki, sevinçten sekiz koluyla birden havada taklalar atıyordu.

Gökkuşağı Müzik Baloncuğu, festival alanının üzerinde yavaşça süzüldü ve en sonunda tatlı bir “Şııınnng” sesiyle patlayarak etrafa milyonlarca minik, neşeli nota saçtı. Herkesin üzerine bir mutluluk yağmuru yağmış gibiydi.

O gün Melodi, sadece festivalin birincisi olmakla kalmadı, çok daha değerli bir şey öğrendi. Anladı ki en güzel şeyler, aceleyle değil, sabırla yapıldığında ortaya çıkıyordu. Beklemek, sonucun güzelliğini ve mutluluğunu daha da artırıyordu. Artık biliyordu ki, sabır en güzel melodinin sırrıydı. Ve o günden sonra Melodi, okyanusun en sabırlı ve en neşeli müzisyeni olarak şarkılarını söylemeye devam etti.

🌙 Masalı Beğendiniz mi?
Bu hikâyeye birkaç güzel kelimeyle siz de dokunun. Yorumunuzu bırakın, diğer ailelere ilham olun.

Bir Yorum Bırakın

✨ Henüz yorum yok... İlk iz bırakan siz olun!